MTMD’nin Mekanik Tesisat Uygulamalarındaki Adam Saat Ücretleri, İşçilikte Yaşanan Haksız Rekabetten Korur !

1982 yılında İTÜ Makine Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Genel Mühendislik firmasının kurucusu ve mekanik tesisat sektörünün duayenlerinden Makine Yüksek Mühendisi Merhum Baycan Sunaç’ın ofisinde göreve başlayan, meslek hayatı boyunca; “tasarım”, “imalat”, “satış” ve “taahhüt” tarafında uzun yıllar çalışmış nadir makine mühendislerimizden biri olan, 2011 yılından bu yana Birleşim Mühendislik firmasındaki değerli takım arkadaşlarıyla birlikte mekanik tesisat alanında “Türkiye’deki en yüksek katlı projelere ve en çok hastane uygulaması”na imzasını atan ve geçtiğimiz ay MTMD’nin (Mekanik Tesisat Müteahhitleri Derneği ) 7. Dönem Başkanı seçilen İbrahim BİNER’le; MTMD’yi, mekanik müteahhitlerin yaşadığı sorunları, hedeflerini, haksız rekabeti, Test-Ayar-Dengeleme’nin önemini, Türkiye’deki BIM süreçlerini, bütünleşik tasarımı, yüksek katlı bina uygulamalarında yaşanan sorunları, insan sağlığını tehdit eden lejyonella bakterisini ve çocuklarını konuştuk.

Projede doğru ekipman kullanılması konusunda sunduğumuz mühendislik hizmetinin bedelini alamıyoruz !

Mekanik tesisat sözleşmeleri, projeye göre değişiklik gösterebiliyor.


Birleşim Mühendislik Genel Müdürü İbrahim Biner
&
Genel Mühendislik firmasının kurucusu Merhum Baycan Sunaç
Yıl – 1985

“Anahtar teslim” dediğimiz yöntem, bizim daha çok tercih ettiğimiz ;ama son dönemde sayısı gittikçe azalan bir yöntem. Burada tüm malzemelerin temini,  bunun seçim sorumluluğu, uygulama sorumluluğu bizde oluyor. Fakat son birkaç senedir yatırımcı ve inşaat firmaları krizi de sebep göstererek, uygulamacı firmaların bir takım finansal zafiyetlerini ve eskisi kadar güçlü olmadıklarını öne sürerek ana ekipmanları kendileri almaya başladılar. Burada da şöyle bir usul var; yatırımcı kendi ekipmanını kendisi alıyor ;ama bunun seçiminden, doğru bir şekilde teslimatına kadar yani o malzemenin mühendisliğine katkı anlamında da yine bizden beklentisi var.  Bunu sözleşmeye de yazıyorlar. Bir yerde ana ekipmanı siz almıyorsunuz ;ama sorumlusu siz oluyorsunuz gibi garip bir çelişki söz konusu. Bizlerde mecburen bunların çoğuna imza atıyoruz. Çünkü biz mühendislik firmasıyız ve bu nedenle bunu yapmak zorundayız. Aslında bu durumu; “projede doğru ekipman kullanılması konusunda sunduğumuz mühendislik hizmetinin bedelini alamıyoruz” şeklinde açıklayabiliriz. Biz

Genel Mühendislik firmasının kurucusu Merhum Baycan Sunaç
&
Birleşim Mühendislik Genel Müdürü İbrahim Biner
Yıl – 1983

bu tür projelerde de ekipman konusunda mühendislik hizmeti veriyoruz ;çünkü işveren, projenin doğru olup olmaması sorumluluğunu da size yüklüyor. Eğer bize verilen projedeki keşifler vb. yanlışsa, sizin bunun yanlışlığını görüp, düzeltmenizi bekliyorlar. Ayrıca son zamanlarda yaşadığımız en büyük sorunlardan biri de yatırımcının kanaldan, menfeze varıncaya kadar hemen hemen tüm ekipmanı kendisinin almak istemesi. Bizim üyelerimiz genelde bundan uzak duruyor ;çünkü bu yaklaşımın bizim açımızdan hiçbir katma değeri yok ve böyle bir çalışma ortamında hiç kimse yaşayamaz. Tabii yatırımcıların bu yaklaşımı çok ciddi sıkıntılarda doğuruyor. Biz ne kadar destek olursak olalım ekipmanları kendileri alırken, atladıkları detaylardan ötürü başları ağrıyabiliyor. Bu konuyu kendileriyle de konuşuyoruz ;ama maddi anlamda “daha ucuza alacağım” beklentisi nedeniyle neredeyse son zamanlarda  ana ekipmanların hiç biri bizde olmuyor diyebilirim. Mekanik ekipman alma işi çok parametreli bir iş, mekanik müteahhitler bünyesinde çalışan tecrübeli mühendisler tarafından yapılmalı, aksi halde yatırımcı kar edeyim derken zarar ediyor. Çünkü yatırımcı ve ana müteahhit  bünyesinde çalışan mekanik ekip,  genelde bu işleri çevirecek kadar tecrübeli veya bilgili olamayabiliyor, yeterli sayıda personeli olmayabiliyor. Çünkü cihazların kontrol edilmesi gereken onlarca aksesuarı var. Bu nedenle satın alma konusu da bir uzmanlık işi ve mekanik firmaların bünyesindeki satın alma birimlerinin konunun uzmanı mühendislerden oluştuğunu söyleyebilirim. Müşteri veya yatırımcı tarafında ise bu tür tecrübeli eleman bulmak kolay değil ;çünkü yatırımcılar belki bir proje yapacaklar. Etraftan toplama  mühendislerle bu işi çözmeye çalışanlar oluyor ;ama az öncede belirttiğim gibi bunun yanlış veya eksik aksesuarlar şeklinde sıralayabileceğimiz onlarca ciddi  sonuçları oluyor ve bizlerin bu eksikliği ve hataları gidermemizi bekliyorlar. Para bizde kalsın, minimum bütçeyle bizim yanlışlarımızı düzeltin gibi bir beklenti içindeler ve bu durum bir alışkanlık haline geldi. Mekanik taahhüt sadece bir şeyi takmak, montajını yapmak değil, o prosesi başından sonuna kadar mühendislik katkılı olarak, doğru bir şekilde götürebilmektir ve bizler bunun için varız.

Yurt dışında ise durum tamamen farklı, körfez coğrafyasında hem işler elektromekanik olarak veriliyor hem de fikir vermesi amacıyla size bir ön keşif veriyorlar ;ama projeyi de veriyorlar ve bu işi anahtar teslim yapmanızı, fiyatlandırmanızı istiyorlar. O projeden bir keşif çıkararak, onun da sorumlusu olarak bir fiyat çıkarıyorsunuz ve sonrasında da sadece sizi denetliyorlar. Süreç bu şekilde çok daha sağlıklı işliyor. Sözleşmeler uluslararası kurallara uygun yapılıyor. FIDIC sözleşmesi işin içine çok giriyor. Daha eşit ve daha adil koşullarda iş yapıyorsunuz. Rusya ve eski Rusya Cumhuriyeti ülkeleri ile bazı doğu balkan ülkelerindeki projelerde  de buna yakın durumlar söz konusu ;ama hiçbir uluslararası projede ana müteahhit Türk olmadığı sürece, “ana ekipmanı ben alayım”  gibi bir talepleri olmuyor.

Adam saat ücretleri, sizi, işçilikte yaşanan haksız rekabetten korur.

Haksız rekabet geniş bir kavram ve biz MTMD bünyesinde  son beş yıldır

İbrahim BİNER
Birleşim Mühendislik Genel Müdürü & MTMD 7. Dönem Başkanı

bununla ilgili sektör  paydaşlarını da kapsayan bir takım faaliyetler yürütmeye çalışıyoruz. Her yıl MTMD bünyesinde gerçekleştirdiğimiz çalıştaylarımızdan birinin gündemini bu konuya ayırdık, konunun paydaşlarıyla bir araya gelip, sıkıntılarımızı paylaşmaya çalıştık.

Haksız rekabet birkaç şekilde olabilir: bunlardan birincisi kendi rakiplerinizle haksız rekabet, ikincisi ise sözleşmelerin tek taraflı olması ve adil olmayan maddelerle dolu olması. Dr. Mustafa Bilge hocamın başkanlığında bir komisyonumuz neredeyse dört yıldır bu konuyla ilgili çalışıyor. Sesimizi duyurmak adına paneller düzenliyoruz, Müteahhitler Birliği ile görüşmelerde bulunduk, onlara derdimizi anlattık. Çok yol aldık mı emin değilim ;çünkü ticaretin  devletteki regülasyonları düzelmedikçe, ödeme sistematiğinde daha keskin ve daha sorun çözücü önlemler alınmadıkça haksız rekabeti tetiklemeye devam edersiniz.

Daha elle tutulur sözleşme metinleriyle ilgili çalışmalar yapıp, proje ve inşaat firmalarına dağıttık ;ama herkes kendi bildiğini okuyor. Kendi içimizdeki haksız rekabeti önlemek için teklif tarafında önem arz eden iki unsur var. Bunlardan biri  malzeme, diğeri ise işçilik tarafı ile ilgili. Marka ve kaliteye bağlı olarak malzeme fiyatlarını üç aşağı beş yukarı biliyoruz ;ama işçilikte çok sapma oluyor. İşçilikte adam-saat kavramı bir zamanlar çok disiplinsizdi. MTMD olarak 4-5 yıl önce bir mekanik tesisatta olması gereken “adam saat ücreteleri”ni  listelemiştik. Bu adam saat ücretlerini web sitemizde de yayınlıyoruz ve bunu da zaman zaman güncelliyoruz.  Geçen sene MTMD olarak TTMD ile birlikte birçok şehirde eğitimler düzenledik.  Bu adam saatlerin, minimum adam saatler olduğunu belirttik ;çünkü fiyatlar, binanın yüksekliğine  ve mimarisine bağlı olarak değişebilir ;ama “MTMD’nin adam saat ücretlerinin altındaki işler kesinlikle alınmamalıdır” diye uyardık herkesi. Bu konuyla ilgili sonuçları görmeye başladık. Artık projecilerin çoğu kendi keşiflerini çıkarırken işverene sunmak üzere bu adam saat ücretlerini kullanıyorlar. Adam saat ücretleri, sizi işçilikte yaşanan haksız rekabetten korur.

Projecilerin, TAD’ı proje aşamasında keşfe eklemesi ve yatırımcıya, konunun önemini, zamansal ve maddi boyutunu “zamanında” anlatması çok büyük bir sorunu çözecektir.

TAD hem mekanik müteahhitler hem de ülkemiz için son derce önemli bir

İbrahim BİNER
Birleşim Mühendislik Genel Müdürü & MTMD 7. Dönem Başkanı

konu ;çünkü Türkiye’de elektrik enerjisinin çok büyük bir kısmı konutlarda kullanılıyor. Yani sivil yapılarda enerji tüketiminde en  önemli etkenler; ısıtma, soğutma, klima ve havalandırma. Bir proje doğru yapılsa da iyi ayarlanmamış bir tesisat, enerji tüketimini artırır. MTMD olarak bu konuyu yaklaşık 5 yıl önce İzmir’de düzenlediğimiz çalıştayın gündemine taşıdık. Çalıştayda konunun önemini tüm sektör paydaşlarına anlattık ve TAD’la ilgili süreçlerin yönetilmesi görevini ISKAV’a verdik. ISKAV bu konuyu başarıyla gündemine aldı. Konuyla ilgili düzenlediği eğitimlerle “teknik eleman yetiştirme” misyonunu gayet başarılı bir şekilde uygulamaya başladı. Yine ISKAV’ın liderliğinde bu konuyla ilgili şartname ve keşif oluşturma çalışmaları başladı. Bunu bütün proje ve proje yönetim firmalarına gönderdik. Ancak ne yazık ki son zamanlarda bu konu çok fazla uygulanmıyor. Eğer TAD’ı proje aşamasında keşfe koydurmazsanız ve yalnızca “yapılan tesisatın test ayarı yapılacaktır ve çalıştırılacaktır” gibi bir cümleyle bunu geçiştirirseniz, bunun iki etkisi oluyor: birincisi  yatırımcı bunun çok önemli bir iş olduğunu, bir bedeli olduğunu ve zamanı olduğunu algılayamıyor. Dolayısıyla bu konular es geçiliyor. İkinci problem ise mekanik tesisat firmalarının teklif verirken bu işin fiyatını ve zamanını atlıyor olmaları. Böyle olunca da projeler, testi yapılmamış veya zorla büyük masraflar halinde kapatılmış işler haline dönüşüyor. Biz şu anda projecilerimize bunu yazdırmakla ilgili çaba içerisindeyiz. ISKAV’ın bünyesinde kurulan benim de üyesi olduğum TAD komisyonunda, TAD şartnamesini yani keşfini yeniden gözden geçireceğiz ve burada adam saat ücretlerini  çıkaracağız. Yani bir TAD işlemi boyunca,  test-ayar-dengeleme kısmında cihaz başına adam saat ücretlerini içeren bir tablo hazırlayacağız. Projecilerde artık bunları projelerinde yazmaya söz verdiler. Sayın Sarven Çilingiroğlu ve Sayın Meriç Sapçı’da bu komisyonun üyeleri arasında. Çalışma bittikten sonra onlar da konunun takipçisi olacaklarını beyan ettiler. Projecilerin TAD’ı proje aşamasında keşfe eklemesi ve yatırımcıya, konunun önemini, zamansal ve maddi boyutunu “zamanında” anlatması çok büyük bir sorunu çözecektir. Şu anda TAD konusunda çalışan 7 veya 8 civarında bağımsız firma var, onlar da bu komisyonun üyeleri arasında yer alıyor. Bu iş kimin bünyesindedir ? sorusu biraz kafaları karıştırıyor. Genelde mekanik yüklenicinin bir görevi olmakla  birlikte bazı proje ve proje yönetim firmaları bu işin bağımsız bir kuruluş tarafından yapılması gerektiğini söylüyorlar ki kısmen doğrudur ;çünkü yaptığınız işin ölçümünü ve kontrolünü kendiniz yaparsanız burada ister istemez bir menfaatten dolayı işi bir parça kendi lehinize çevirebilirsiniz gibi endişeleri var. Ama burada temel sorun şu; mekanik mütaahhit olarak bu iş sizde değilse işin sonunda ciddi tartışmalar olabiliyor.  Bu nedenle bu konu kesinlikle mekanik tesisat müteahhitinin kapsamında olmalı ;ama bağımsız bir kişi veya işverenin kendisi ya da proje yönetim firmasından birisi tarafından denetlenmeli. Tüm bunlar mekanik müteahhitlerin bünyesinde oluşturulacak özel TAD mühendisleri ve teknikerleri ile yapılabilir ;ama eğer bu konuyu kendi bünyelerinde çözemiyorlarsa bağımsız bir firmayla da çözebilirler.

Yanlış proje bir israftır !

Biz mekanik müteahhitlerin en büyük sorunu, elimizde doğru bir proje olmamasıyla başlıyor. Doğru olmayan bir proje üzerinden devam ederseniz, bunun bedelini siz ödüyorsunuz ;çünkü sözleşmelerin hepsinde tek bir mesul belirtiliyor: “fenni mesul mekanik müteahhittir”. Konu aslında yılların konusu belkide 50 yıl öncesine dönmek gerekiyor. Türkiye’de ısıtmayla başlayıp, soğutmayla devam eden tesisat sektörünün gelişimi sırasında elbette dizayn fazı da çok gelişti. Çok değerli büyüklerimiz buna önayak oldular. O dönemde ileride bu tür sıkıntılar olabileceğini gören büyüklerimiz bu konuda ciddi uyarılarda bulundular mesela bu değerli isimlerden biri Sayın Fatma ÇÖLAŞAN, bir diğeri ise Sayın Celal OKUTAN’dır.

Her şeyden önce batıda olduğu gibi profesyonel mühendislik yasası çıkması gerekiyor. Yani bugün ki şartlarda makine mühendisliğinden mezun olan bir arkadaşımızın hiçbir sınavdan geçmeden bir mekanik tesisat projesi çizebilmesi ve bunun altına imzasını koyabilmesi  mümkün. Oysa ki tasarım zor bir konu, yıllarınızı vermeniz gereken bir konu. Yani düşünsenize bin bir tane konu var ve bunları size okulda öğretmiyorlar. Özellikle Amerika’da mezun olanlar belli bir dönem akredite olmuş ve sigorta firmaları tarafından kabul edilmiş bir proje firmasında çalışıp, işi öğreniyorlar, belli bir dönem sonra çok zor bir sınavdan geçiyorlar ve o sınavda başarılı olmadan profesyonel mühendislik belgesi alamıyorlar. Bunların hepsi bir devlet regülasyonu. Ülkemizde bu konunun önemi anlaşılmış değil, anlamak için israfın kökenine inebiliyor olmak gerekiyor. Yanlış proje bir israftır. Piyasanın sigorta şirketleri tarafından sigortalanması gerekiyor. Batıda bu işlerin doğru yapılmasını zorunlu kılan en önemli faktör “sigorta”.  Tasarım büroları sınıflandırılmış durumda, herkes her ihaleye giremiyor veya her işi alamıyor. Uzmanlığınıza göre proje yapabiliyorsunuz ve proje uygulama aşamasına geçtikten sonra artık kimsenin düzeltme yapmak gibi bir derdi kalmıyor ;çünkü zaten doğru bir proje olarak kabul ediliyor. Uygulamacı projede ne görürse yapıyor, işin sonunda eğer o projeden kaynaklı bir sorun ortaya çıkarsa bunun bedelini sigorta ödüyor. Sigorta daha sonra dönüp o sigorta firmasının primini artırıyor veya bir daha o firmaya sigorta poliçesi düzenlemiyor. Mükemmel bir sistem ;ama bu konuyu devletin regüle etmesi gerekiyor, başka türlü olması imkansız.

Asma tavanı, mimarla birlikte oturup, koordine etmezseniz, yapım sırasında ciddi problemler ortaya çıkıyor !

Şantiyelerde ince işler son derece önemlidir. Türkiye’deki şantiyelerin en büyük problemi, doğru hazırlanmış bir iş planının olmamasıdır. Bizim için ince işler olarak adlandırdığımız yani tuvalet banyo gibi ıslak hacimler ve tavan uygulamaları son derece önemlidir. Tavan kapanmadan önce sizin bütün tesisatınız işlenir, asma tavan kapandıktan sonra orada bir menfezleriniz görünür bir de sprinklerler görünür.  Bu aşama şantiyelerde bazen iyi koordine edilemiyor. Eğer asma tavanı, mimarla birlikte oturup, koordine etmezseniz, yapım sırasında ciddi problemler ortaya çıkıyor. Burada test ayar ve dengelemenin önemi ortaya çıkıyor. Siz eğer orada zamanında bir test ayar dengeleme yapmazsanız, asma tavan kapandıktan sonra oraya ulaşmanız çok zor olacaktır. Bu da sizi başarısız uygulamalara götürür. Bu nedenle ıslak hacimlerde mimariden net detaylar gelmesi gerekiyor. Ama büyük firmaların işlerinde kadrolar oturduğu için bu tür sorunlar yaşamıyoruz. Uzman mühendisi, uzman mimarı yani kaliteli ekibi olan firmalarda bu tür sorunlar daha az yaşanıyor.

Yüksek katlı bina, yanlış projelendirmeyi affetmez ;çünkü biz hava ve suyla uğraşıyoruz.

Birleşim Mühendislik olarak belki 40’a yakın 80 metrenin üzerinde bina

İbrahim BİNER
Birleşim Mühendislik Genel Müdürü & MTMD 7. Dönem Başkanı

yaptık. Hem yapım aşamasını hem de proje ve uygulama aşamasını ve uygulama sonrasındaki sorunları çok net bir şekilde gördük. Bizde ciddi bir know how oluştu. Yüksek yapı projelendirmesi çok farklı, bu işi daha önce yapmamış, internetten aldığı bilgilerle proje yapan mühendisler var. Bu kesinlikle yanlış, yani bir çok bina affeder, bir şekilde düzeltebilirsiniz ;ama yüksek katlı bina yanlış projelendirmeyi affetmez ;çünkü biz hava ve suyla uğraşıyoruz. Yani bizim bir ortamı iklimlendirmek için elimizdeki ana materyalimiz su ve havadır, bunların karışımlarıdır. Suyun ve havanın fiziksel özellikleri, yükseklikle birlikte değişir, işin içine basınç kavramı girer. Basınç, bir tesisatta en önemli unsurlardan biridir. Hele sıcaklıkla birleştiği zaman iyice tehlikeli hale gelir. Bir kere bu işi, termodinamik kavramları çok iyi bilen projecilerin yapması gerekiyor. Diyelim ki proje doğru yapıldı. Basınç zonları gerek yangın olsun gerek ısıtma, soğutma, klima olsun düzenli bir şekilde projelendirildi. Uygulama sırasında da  ciddi hatalar oluşabiliyor. Eğer bina işletmeye alındıktan sonrada iyi bir test-ayar-dengeleme yapılmadıysa ciddi problemler çıkabiliyor. Doğru projelendirilmiş bir işte, doğru test ayar dengeleme yapıp, havanın ve suyun son noktalara, kritik zonlara ulaştığından emin olmalısınız. Bunların hepsi yapıldıysa eğer işletmeyi ele alabiliriz.

Yüksek katlı binalarda son zamanlarda  iki sorun gözlemliyorum. Bunlardan biri asansör, insanlar mesai giriş ve çıkışlarında saatlerce asansör bekliyorlar, bu işin mimari tarafı, ikincisi ise havalandırma, ısıtma, soğutma tarafı. İşletme ekibi tasarruf adı altında bu cihazların ayarlarını değiştirerek daha az hava gönderebiliyorlar, konforu bozuyorlar. Biz mükemmel işleyen bir yapı olarak teslim ettiğimiz bir projeden şikayet aldığımızda ve gidip, baktığımızda, elektrik faturası yüksek geldiği için patronun talimatıyla  cihazların hava debisinin düşürüldüğünü görüyoruz. Bu tür yüksek katlı binalarda kiracı olan firmalar veya daire sahipleri bina da iklimlendirme sistemleri ve benzeri  bir konuda  sıkıntı yaşandıklarında önce sebebini işletmede arasınlar. İşletmenin kontrolü için meslek odalarından bir bilirkişi isteyebilirler.

Mekanik sistemlerde lejyonella bakterisini taşıyan en kritik yerler: soğutma kuleleri, evaporatif soğutucular ve duş başlıkları gibi ıslak hacimlerdir.

Lejyonella bakterisi 25 dereceden, 45 dereceye kadar olan durgun sularda

İbrahim BİNER
Birleşim Mühendislik Genel Müdürü & MTMD 7. Dönem Başkanı

yaşıyor. Temizlik ve bakım olmayan yerlerde bu risk daha da artıyor. Sokaktaki herhangi bir su birikintisinde de var bu bakteri ;ancak önemli olan üremesinin kontrol altında tutulması ve sprey edilerek etrafa yayılmaması. Lejyonella mikrobunu için bir şey olmaz ;ama spreyler kanalıyla suyun etrafa yayılması ve sizin ortamdaki havayı solumanız, bakterinin, ciğerinize işlemesine neden olur ve işte hastalık o zaman  başlar, bir nevi zatürre gibidir. Hastanelerde risk yüksektir. Bunun nedeni ise hastaların bağışıklık sisteminin zayıf olmasıdır. Mekanik sistemlerde lejyonella bakterisini taşıyan en kritik yerler: soğutma kuleleri, evaporatif soğutucular ve duş başlıkları gibi ıslak hacimlerdir. Son yıllarda Sağlık Bakanlığı bu konuyla ilgili hastanelerde ciddi denetlemeler yapıyor, yönetmelik ve işletme kuralları da yayınladı ve hatta bir kılavuz da hazırladı. Bu çalışmalar riski azaltıyor.

Bir oda 48 saat hiç kullanılmadıysa, artık bağışıklık sistemi düşmüş bir hastayı rahatlıkla enfekte edebilir. Lejyonella’dan korunma ve tesisatta yapılması gereken önlemlerle ilgili farklı ülkelerde farklı normlar var. Örneğin 48 saat kullanılmamış duş başlıklarının kova içerisine alınıp, püskürtülmeden bir miktar akıtılması gibi. Soğutma kuleleri içinde “açık soğutma kulelerinde risk vardır, kapalı soğutma kulelerinde risk yoktur” gibi bir düşünce doğru değildir. Kapalı soğutma kulelerinde de bir su havuzu var, sadece sirküle edilen su kapalı eşanjörde dolaşıyor. Dolayısıyla ikisinde de risk vardır. Suyun atmosfere açık bir ortamda bulunduğu uygulamalarda yani soğutma kuleleri ve evaporatif soğutucular gibi suyun püskürtülerek proses edildiği sistemlerde su havaya karıştığı için işin içine kimyasal önlemler giriyor. Ama kapalı devre içinde dolaşan su, duş gibi bir yerde açılıyorsa orada da temizlik önlemleri devreye giriyor.

Son zamanlarda özellikle Almanya’da yeni bir uygulama daha çıktı. Soğuk ve sıcak suyun sirküle edilmesi. Islak hacim branşmanlarında suyun durgun halde kalmaması. Biz bunu ilk defa Kartal Lütfi Kırdar Devlet Hastanesi işinde uyguladık. İPKB ( İSTANBUL PLANLAMA VE KOORDİNASYON BİRİMİ ), Valiliğe bağlı olarak bu konuyu takip ediyor. İPKB Mühendisleri de bu konuda projeye yeni bir uygulama koydular. Lejyonellaya karşı ıslak hacimlerde bekleyen su kalmaması için bir nevi bir enjektör. Bunu soğuk su hattına koyuyorsunuz, o parça üzerinde bir basınç düşümü oluşturuluyor. Böylece çeşme de bir kullanım / hareket olmasa da o kolonda bir hareket sağlıyor ve durağan suyu harekete geçiyor. Sistem bu suyu kendi enerjisiyle hareketlendiriyor. Biz sistemi otomasyona bağladık, en üst katta su durgun vaziyette ve ondan yukarıda hareket olmadığı için onun üzerinde de bu suları topladık ve selenoid vanalar koyup, otomasyondan ayarladık. Vanalar maksimum 72 saatte bir  açılacak ve su akıtılacak. Böylece ortamda bekleyen su kalmayacak, bu da lejyonella bakterisine karşı önemli bir önlem. Sağlık Bakanlığı şu anda buradaki sistemi test ediyor ve belki daha sonra bu sistemin kullanımını zorunlu hale getirebilir.

BIM, iki ucu keskin bir yöntem, eğer doğru yerde değilseniz ekmeği değil, elinizi kesiyorsunuz.

BIM sürecinin son 2 yıldır sektörümüzün gündemde olan konulardan biri

İbrahim BİNER
Birleşim Mühendislik Genel Müdürü & MTMD 7. Dönem Başkanı

olduğunu söyleyebilirim. Ancak yeni başlayan konular tam olarak oturana kadar can yakıyor. BIM aslında bir iş yapım süreci, ana unsurları 3 boyutlu proje çizimi ve bu 3 boyutlu projenin içerisine birçok bilginin eklenmesi. Bu 3 boyutlu çizim, işin bir tarafı bir diğer tarafı ise mimari, mekanik, elektrik, ince işler ve statik gibi ana disiplinlerin bir program altında koordine edilip, çakışmasının önlenmesi.

Birleşim olarak projesi BIM’le hazırlanan ilk işimiz Maltepe’de bir  iş merkeziydi. Biz projenin elektrik ihalesini almıştık. Proje büyük bir felaketle sonuçlandı ;çünkü 6 ay boyunca bir çivi dahi çakılamadı. BIM, iki ucu keskin bir yöntem, eğer doğru yerde değilseniz ekmeği değil, elinizi kesiyorsunuz. BIM’in mimariden başlaması oldukça önemli. Mimari projeleri BIM’e göre tasarlanmamış bir işin sonradan, mekaniğini ve elektiriğini BIM’e uygulayın dediğinizde iş orada patlıyor.

Bizim ülkemizde bütün projeler mimarların altında gelişiyor. Mimar bu süreci doğru yönetiyor mu bilmiyorum, şu ana kadar pek karşılaşmadık ;ama bu detayları kimlerle yapacağız dediğiniz zaman bir ekip olması gerekiyor. Orada BIM Manager’dan başlayıp, onun altında üç boyutlu program kullanabilen tecrübeli, mühendisler, ressamlar, teknikerler olması, tasarımcıların da kendi içlerinde buna alışması gerekiyor. Elektrik, mekanik ve ince işlerin ilgili birimlerinin kısacası herkesin ekibinin aynı ortamda çalışıyor olması ve bu koordinasyonu yapabiliyor olmaları gerekiyor.

İkinci olarak aldığımız bir BIM projesi ise finans merkezindeki bir bankanın genel merkeziyle ilgiliydi. Çalışmaya başladığımızda sözleşmede şöyle bir ifade vardı: “Uygulama projesi  tarafınıza LOD 400 seviyesinde verilecek”. Türkiye’de BIM’in uzmanlarının katıldığı bir çok sektörel BIM semineri ve çalıştayı yaptık. Bu seminerlerin birinde ; “LOD 400 KAVRAMI Türkiye de yerleşmiş midir?” diye bir soru sordum. Seminer ve çalıştayların katılımcıları arasında BIM’in firmalarından temsilcilerde ve bu konuda uzman olduğunu söyleyen danışmanlar da vardı ;ancak LOD 400’de neler olduğu cevabını kimse veremedi. Bu durum, LOD 200 ve LOD 300 için de geçerli. Bu konu henüz dünyada da netleşmiş değil. Dolayısıyla her an için başınızın derde girme olasılığı oldukça yüksek. Ve bu konuda başı yanmış firmalarda olduğunu biliyorum. Eğer size gelen uygulama projesinde, askılama dediğimiz, boru ve kanalın duvara veya tavana asıldığı noktalar yani askılama düzeni yoksa ve borularla kanalların, elektrik tavalarıyla kanal veya boruların vs. ve bu hatların çakışması irdelenmemişse, askılama sistemleri görülmüyorsa o proje “LOD 400” değildir. Eğer proje LOD 400 değilse siz bunları yapacaksınız demektir, işin en zor kısmı bu.. Askılamayı ve çakışmayı sorunsuz geçebilmek zor bir süreç, gerisi kolaylaşıyor. Mesela imalatçılar şu anda kendi ürünlerinin familyalarını oluşturuyorlar. Bunlar en kolay aşamalar. Peki uygulamaya yönelik resmi hazırlarken bu detayları kim yapacak? Bu konu her zamanki gibi bizim üzerimize kalmaya başladı, halbuki bunların tasarımdan gelmesi gerekiyor, dünyada bu böyle. Uygulamacıya, tasarımcıdan LOD 400 minimum seviyede gelmelidir. Bir yerde basit bir revizyon olur, onu yaparsınız ;ama size tekrar dizayn yaptırıyorlar. Eğer kendinizi iyi koruyamazsanız, ciddi zarar görürsünüz. Arkadaşlar zannetilerki  iki tane revit bilen personel, 5000 dolarlık bir bilgisayar ve programı alınca bu iş olacak, hayır böyle bir şey yok, şantiye tamamen kaos oluyor. Özetle BIM konusu tamamen karmaşık, bitmeyen işler nedeniyle ciddi sorun yaşayan inşaat firmaları kendi sorunlarını gördüler.

MTMD olarak yurt dışında bize eşdeğer olan dernekleri bulup, onlarla ihracatın önünü açacak projeler geliştirmek de hedeflerimiz arasında yer alıyor.

Hem yurt içi hem de yurt dışı inşaat sektöründe daralma söz konusu, yeni pazarlar bulmak gerekiyor. Bu konu oldukça önemli ve üst düzey sektörel platformların da en önemli konularından biri. Mesela İSİB bu konuda oldukça aktif, devletten aldığı imkanları üreticilere, tasarımcılara, uygulamacılara yayıyor. Bizim de kendi bünyemizde iki komisyonumuz var. Bir tanesi yurt dışı iş geliştirme komisyonu. Bu komisyon üyeleri,  İSİB’le birlikte devletin sunduğu imkanları takip ederek, değişik ülkelere gidip-gelmeye başladılar. Tanzanya’ya gittiler, Gana ve Kolombiya’ya da gidecekler. İSİB o ülkedeki ticari ateşemiz ve büyükelçiliğimiz aracılığıyla ülkedeki kontaklara ulaşıp, seminer veya ikili görüşmeler planlıyor. Bizim dernekten arkadaşlarımız da bu toplantılara katılıp hem derneği hem de sektörü tanıtıyorlar ve ikili görüşmeler yapıyorlar.

Yurt dışı işlerde de sıkıntılar büyük mesela körfez coğrafyası eski cazibesini kaybetti, kar marjları çok düştü, riskler çok büyüdü. Rusya, Kazakistan, Azerbaycan gibi petrole dayalı ülkelerde ekonomi durmuş durumda. Cezayir karıştı, Libya’da devrimden sonra durdu. Mısır’da hareketli değil. Şu anda hedef, Orta ve Güney Afrika ülkeleri ;ancak o ülkelerde hijyen ve güvenlik açısından çok riskli. Kuzey Amerika ülkeleri önemli. Özellikle Almanya ve İngiltere gibi eski yapı stoğuna sahip ülkelerde de mevcut inşaat firmaları talebi karşılayamıyor. Örneğin Almanya, yapım firması talep etmeye başladı. Onların da ağır standartları ve kalite anlayışları var. Bu nedenle bu ülkelerde aldığınız işlerde belki danışmanlık almak da gerekebilir, aksi halde ciddi kayıplar yaşanabilir. MTMD olarak yurt dışında bize eşdeğer olan dernekleri bulup, onlarla ihracatın önünü açacak projeler geliştirmek de hedeflerimiz arasında yer alıyor

Hamuru iyi bir insanı her konuda başarılı yapabilirsiniz.

İki oğlum ve iki kızım var. Oğlum Görkem Biner, ODTÜ’de Makine

Görkem BİNER & İbrahim BİNER & Gizem BİNER

Mühendisliği okudu ve şu anda bizim tesisat sektöründen bir firmayla anlaşma aşamasında, diğer oğlum Yiğit ise mekatronik mühendisi ve TROX’da çalışıyor. Kızım Gizem Biner, mimarlık okudu ve yat mimarlığı üzerine master yaptı. İtalya’da kalıp, bir yat firmasında çalışmayı tercih etti. Diğer kızım ise bankacılık sektöründe.

Çocuklarım mesleklerini kendileri isteyerek seçtiler. Örneğin oğlum Görkem’e hiçbir zaman “makine mühendisi olmalısın” gibi bir yönlendirmede bulunmadım ;ama tabii ben bugün yeniden dünyaya gelsem yine makine mühendisi olurdum. Aynı şekilde kariyer planlamalarını da kendileri yaptılar, bu konuda da herhangi bir yönlendirme yapmadım ;ancak her baba gibi çocuklarıma temel doğruları vermeye çalıştım. Çocuk yetiştirirken karakterini iyi şekillendirirseniz yani ahlak, etik, davranış, ilişki gibi kişisel gelişimini ve sosyal hayattaki başarısını etkileyecek konularda ne kadar katkı sağlarsanız evladınız adına en doğru şeyi yapmış olursunuz. Hamuru iyi bir insanı her konuda başarılı yapabilirsiniz. Günümüzde bilgiye erişim artık çok kolay, önemli olan doğru ilişki kurmak, güvenilir olmak, ego sahibi olmamak, kibirli olmamak, pozitif olmak, yardımsever olmak yani bir insanın diğer insandan beklediği her şeyi doğal olarak yapabilmek. Bir insan bu özellikleri doğru bir şekilde özümseyip, artık hayatına geçirdiyse buna zaten iyi insan, dürüst insan deniyor. İşte ben de çocuklarımın iyi birer insan olmalarına çalıştım, onlarda öyle oldular.


Genel Mühendislik firmasının kurucusu Merhum Baycan SUNAÇ’ı rahmetle anıyoruz…

E-Bülten Kayıt